in

Dinle Sana Bir Nasihat Edeyim 2 Türküsünün Hikayesi

Halil Bedii Yönetken’in Halk Müziği üzerine bir konferansı;

Değerli Gençler,

Konumuz “Halk Musikîsi” dir. Radyolarımızın en çok dinleme ve dinleyici sağladığı yayın “Halk Musikîsi” dir. Çünkü halk musikîsi halkın kendi kendine yarattığı musikî, büyük halk kitlelerinin, milyonların öz musikîsidir. Radyolarımızın halk musikîsi yayınları değişik çeşitleri içinde başlıca şunlardır: Bağlamalar ve onlara çoğu zaman kaval, ney gibi nefesli sazlar, darbuka tef ve parmak zili gibi vurmalı aletlerin katıldığı saz toplulukları eşliğinde yalnız “kadın”, yalnız “erkek” veya “kadın-erkek” karışık, karma koroların yaptıkları yayınlar, saz çalan erkek sanatçıların hem çalma hem söyleme suretiyle yaptıkları yayınlar, uzun havalar Karadeniz kemençesi, tulum zurna, davul zurna, ney, kabak kemane, kemençe gibi aletlerin koro arasında veya yalnız başına yaptıkları solo yayınları, bölge sanatçıları adı verilen, yalnız kendi bölgelerinin musikîlerini icra eden sanatçıların yaptıkları yayınlar, Aşık Veysel, Ali İzzet, Dursun Cevlani, Daimi gibi âşıkların yayınlan solo bağlama veya bağlama ekipleri yayınları, örneğin “Bağlama ekibinden oyun havaları veya zeybekler” gibi yayınlar Radyolarımızın belli başlı Halk Musikîsi yayınlarını teşkil etmektedir.

Halk Musikîsi toplulukları ve sanatçıları belli günlerde muntazaman toplanarak çalışırlar, ders görürler, yeni parçalar geçerler veya eskileri tekrar ederler. O günün programını hazırlarlar. Çalışmalar da koro şefleri tarafından idare edilir. Band yayını veya canlı yayınlar için sanatçılar önceden stüdyolara yerleşirler. Repetisyon yapılır, her sanatçının elinde yuvarlak hesap bin kadar türküyü kapsayan kalın türkü kitapları vardır. Bu parçaların çoğu Ankara Devlet Konservatuvarı folklor arşivinden, bir kısmı da özel surette elde edilmiştir. Yayınlar ve programlar Radyo Türk Musikîsi Müdürlüğünün Halk Musikîsi Yayınları Müdür yardımcısı tarafından düzenlenir. Aynı büro, dışardan vaki müracaatları, reklam bandlarındaki musikîyi kontrol eder, uygun görürse, band yayına konur, görmezse geri çevrilir. Dıştan yapılan müracaatlar bir uzman heyet tarafından değerlendirilir.

İstanbul Radyosu’nun Halk Musikîsi yayınlarında, muayyen ve kesin bir repertuara büyük sadakat gösterilir. Onun dışına çıkılmaz, bestelenmiş türkülerin yayınlanmasına mani olunur. Radyomuzda bu konuda en çok önem verilen nokta repertuar ve üsluptur. Ne idüğü belli olmayan ezgilerin, bozuk üslupta söylenmiş türkülerin yayınlanmasına katiyyen müsaade edilmez. Bu hususta çok haklı olarak büyük titizlik gösterilir.

Halkın sesi, halktan gördüğü rağbet ve ilgiye lâyık bir kalitede halka sunulmak zorundadır. Bu, repertuara sadakat; üsluba sadakat ve icrada mükemmeliyete riayet etmek sureti ile yapılabilir. Çok iyi biliriz ki Halk Musikîsi, halk eğitiminin en güçlü araç ve yardımcılarından biri ve belki de birincisidir. Bu yayınların eğitsel, gerçek artistik, estetik bir özellik ve nitelik taşımasına, seslerin güzelliğine, toplulukların mükemmel, ideal bir icra disiplini sağlanmasına bağlıdır.

Ezgilerin metinlerine, sözlerine dikkat etmek, ezgilerin saf ve temiz bir üslupta icrasını sağlamak vazifemizdir. “Halk bu türkünün sözlerini böyle söylüyor” diye açık saçık, bayağı sözleri, kıtaları halka aynen dinletemeyiz. Bir Bursa sekme’sindeki “Al gel olan, oğlan da mor şişeyi / Gaflet bastı a canım da yap döşeği” gibi mısraları dünyanın hiçbir tarafında halka dinletilemez.

Sarhoş ifadesine ve üslubuna da radyoda yer veremeyiz. Öte taraftan radyo, folklor arşivi ve folklor incelemeleri merkezi de değildir. Folklor derlemelerinde halkın her dediği aynen kaydedilir, fakat radyo amatörleri onları olduğu gibi yayınlayamaz. Halk ezgilerinin eğitsel, estetik yönden kontrolden geçirilmesi mutlaka lazımdır. Yaratacağı hava, ruhumuzda uyandıracağı etki, davet edeceği hayal ve hatıralar nezih, bedii olmak zorundadır. Radyolarda, halk para veriyor diye, nezahat ve güzellikten ari örnekleri halka sunarak, halkın zevkini bozmaya, hırpalamaya, ona kötü zevkler aşılamaya kimsenin hakkı yoktur.

Bilindiği gibi musikî, en kuvvetli hatıra ve hayali çağıran bir güce sahiptir. Halk ezgisinin etkisi psikolojik yönden olumlu, eğitsel, nezih olmak zorundadır. Eğer bugün durum yeter derecede memnuniyet verici değilse, yavaş yavaş daha iyiye, daha bedii olmaya doğru gitmek, halkın zevkini eğitmek hiç olmazsa onu bozmamak durumundayız. Hele radyoyu piyasa ve içkili yerlerin pis havasından, üslubundan masun tutmak hepimizin borcu olmak lazımdır.

Bugün bütün dünya Halk Musikîsi’ne tasavvurlarımızın üstünde büyük önem vermektedir. Eğitim ondan büyük ölçüde faydalar sağlamaktadır. Uluslararası eğitim konferansında folklor konuları mühim yer tutmaktadır. 1953’te Brüksel’de (Unesco) ile “Uluslararası Musikî Konseyi” nin sıkı işbirliği sonucunda düzenlenen, “Gençlerin ve yetişkinlerin eğitiminde musikînin rolü ve yeri” adını taşıyan uluslararası konferansta 29 Unesco üyesi memleketten 84 resmi delege, ayrıca pedagog ve folklorcu olarak dünyanın her köşesinden 314 kongresist katılmış, çeşitli konular arasında “Halk Musikîsi” büyük yer almıştır. Uluslararası musikî konseyi başkanı Sir Steuart Wilson’un Halk Musîkisinin Eğitimdeki Rolü başlıklı tebliği Halk Musikîcilerinin göğsünü kabartacak, onları hayrete düşürecek ve sorumluluk duygusu ile onları çok düşündürecek bir nitelik taşımaktadır.

Ben size Wilson’un ilgililere yaptığı tavsiyelerden bazılarını nakledersem, Halk Musikîsi’ne ve onun psikolojik etkisine, eğitsel rolüne bütün dünyada nasıl büyük bir önem verildiğini, fakat aynı zamanda bahis konusu edilen Halk Musikîsi’nin nasıl bir nitelik taşımak zorunda bulunduğunu hatırlatmış olacağım. Aşağıdaki satırlar bu tebliğinden seçilmiş kısımlardır.

“Halk Musikîsi kültürü, gerek müzisyenlerin ve gerek müzisyen olmayan herkesin musikî eğitiminde, üzerinde durulması gereken bir temeldir.

Bu yüzden geleneksel musikînin, eğitim ve öğretimin her derecesinde kullanılması teşvik edilmelidir. Öğretmenler kendi halk musikîlerine ön planda hâkim bir yer vermeleri şartı ile, öğrencilerine çok çeşitli halk şarkıları öğretmeleri hususunda teşci olunmalıdırlar.

Halk ezgileri çoğu zaman çocuklara bir musikî aleti olmadan söyletilmelidir. Saz eşliği gerektiğinde ise melodik ve folklorik çalgılar kullanılmalıdır. Gerçekte çoğu zaman halk ezgileri, onların özel karakteri ile uyuşmayan piyano eşliği ile bozulmaktadır. Çocukların musikî kültürleri daima halk musikîsine dayanmak zorundadır.

Konferans, halk ezgilerinin, musikî derslerinde sınıflarda deşifraj ve kulak eğitimi temrinleri olarak kullanılmasını hararetle tavsiye eder, bunun yapılacağını ve bu usulün yayılacağını da kuvvetle ümit eder. Yabancı dil ve sosyal etütler kurlarında, diğer memleketlerin halk ezgilerine de geniş ölçüde yer verilmelidir. Halk ezgilerinin seçimi ve takdimi ait bulunduğu bölgenin geleneklerine uygun olmalıdır. Öğretmen okullarının idarecileri özel halk musikîsi kurları tertiplemeli, müstakbel hocaların kuvvetli bir halk musikîsi kültürü almalarını ve onlardan faydalanmalarını sağlamalıdır.

Folklorik oyunlara da daha büyük önem vermelerini istemek yerinde olur. Musikî okulları müdürleri müzisyenlerin formasyonunda halk musikîsinin oynadığı rolü özenle incelemeye davet edilmelidirler. Konferans radyo servislerinden Halk Musikîsi yayınlarını okul musikîsi yayınları arasına da almalarını, bu yolda programlarını mümkün olduğu kadar geliştirmelerini tavsiye eder.

Sir Wilson’dan seçtiğimiz satırlar burada bitiyor. Aynı konferansın A komisyonunda alınan kararlar ve tavsiyeler arasında bir tanesi çok enteresandır, bu karar şudur:

“İlkokulda gerçek eğitsel değerde otantik musikî folkloruna yer verilmelidir.”

Adı geçen konferansa katılan Yugoslav delegesi Miodrak Vasilyeviç’in (Yugoslav köy okullarında musikî öğretimi) başlıklı tebliğinde yaptığı tavsiyeden 5 ve 6. sı şunlardır:

“Okullarda solfej öğretimine, majör armonik minör ve birçok ulusların musikî folklorlarında bulunmayan melodik minör gibi gamlarla değil, karakteristik yerli halk gamları ile başlamalı, öğrencileri milli musikî folklorundan başlatarak yavaş yavaş Avrupa sistemine götürmeli, önce kendi memleketlerinin sanat musikîsi bestecilerinin eserlerini, sonra da yabancı memleketlerin bestecilerinin eserlerini tanımalı, bu aynı zamanda bilinenden bilinmeyene (malumdan meçhule) gitmekten ibaret didaktik prensiptir de. Tanınmış Fransız bestecisi Roger Ducasse (1938) Prag uluslararası musikî eğitimi konferansında şunları söylemiştir:

“Halk musikîsinden tedricen sanat musikîsi denilen musikîye gideceğiz.”

İspanyalı Enric Enaud de “Artistik zevkin eğitimine gelince yerli halk musikîsinden hareket etmek lazımdır. Çocuğu ancak ondan sonra bütün devirlerin büyük üstatlarının eserleri ile temasa geçirmelidir,” demiştir. Sevgili Gençler, halk musikîsinin Avrupa, Amerika’da bütün eğitim dünyasında aldığı itibar ve değere ait, sizlere saatlerce sözler söyleyebilirim. Bir bu tavsiyeleri düşünün, yani büyük bir estetik ve milli eğitime temel olacak bir halk musikîsi tasavvur edin; sonra bir de piyasa ve içkili yerlerin bozuk, pis ağızları ile okunan, sözümona zavallı halk musikîsini düşünün, biz böyle bir musikîyi hiçbir zaman, hiçbir eğitime araç kılamayacağımız gibi, onu yayınlamayız da. Öyle bir halk musikîsi düzeni kurmak, öyle bir halk musikîsi yayını yapmak zorundayız ki, o gerçekten böyle bir eğitime temel ve araç olabilsin, böyle gerçek ve değerli bir itibar kazanabilsin.

Halk musikîsi konusunda buraya kadar söylediğimiz şeylerle, bu musikînin eğitsel yönden nasıl bir nitelik taşıması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Eğlence yayınlarını da gerekli kontrolden geçirmek, eğlencelerimizi de nezih yapmak durumundayız. Bir Bursa sekmesinde geçen “Al gel oğlan da mor şişeyi / Gaflet bastı a canım da yap döşeği” sözleri, halk bunu böyle söylemiştir diye, aynen halka veremeyiz, Folklor etütlerinde onlar olduğu gibi kayda geçer, fakat mikrofondan yayınlanamaz. Tekrar edelim, radyo folklor etüt merkezi değildir. Saint-Yves’in “folklorun mahrum odası” adım verdiği bu kabil sözler, ancak folklorik inceleme notları arasında yer alır. Asla yayınlanamaz. Efelik taslar gibi sarhoş ağzı ve üslubu ile ancak sarhoşları ve aşağı zevkleri tatmin eden şeyler de yayınlanamaz.

Konuşmamın başından beri belirtmek istediğim şey, halk musikîsinin mümkün olduğu kadar otantik olarak icrası gerektiğini hatırlamaktır. “Yurttan Sesler” adını taşıyan yayınlar gerçekten sazı ve sözü ile yurdun temiz sesi olmak zorundadır. Benim veya sizin bestelediğiniz türkü, benim veya sizin türkünüz olur. Fakat yurdun türküsü veya sesi olamaz. Çünki yurdun, halkın sesi değildir. Biz Türk halkının, Türk halk dehasının yarattığı kutsal ve geleneksel mahsulleri yayınlamak durumundayız. Bu yayın bunun için kurulmuştur. Yani Radyolarımız “Yurttan Sesler” başlığı altında ancak folklorik değer ve nitelikte ezgileri, saf sözleri ve asil üslubu ile yayınlamak mecburiyetindedir.

Halk musikîsinden faydalanarak onun ezgilerini malzeme ve tem olarak kullanmak sureti ile çalışmalar yapmak, eserler meydana getirmek konusu ayrı, yeni, başka bir konudur. Halk ezgilerinden sağlam eserler yaratmak başka bir konudur ki yukarda adı geçen konferansın bu konuda da birçok temenni ve tavsiyeleri olmuştur. Konferans bu konuda “Plak amillerinden israrla temenni ederiz ki onlar daha büyük ölçüde otantik plaklar imal etsinler” dedikten sonra, “bestecilerden de öğrenciler ve yetişkinler için halk musikîsinden sağlam eserler, korolar, folklorik operalar, enstrümantal topluluklar için eserler bestelemelerini istemek uygun olur,” denilmiştir.

Görülüyor ki “otantik halk musikîsi” konusundan ayrı olan ve “Sanat Musikîsi” adını verdiğimiz kadroya giren konularda da halk musikîsinden faydalanmak, ondan ilham alarak eserler yaratmak eğitim yönünden doğru ve faydalı görülmektedir. Uzun söze ne hacet! 19. Yüzyılda doğmuş bütün milli beste okulları hep halk musikîsine dayanarak doğmamışlar mı? Rusya’da Glinka, Polonya’da Monyüşko, Bohemya’da Smetana, Macaristan’da Erkel Perenç hep halk musikîsine dayanarak halk musikîsinden ilham alarak besteledikleri operalarla memleketlerinde milli beste okullarını açmışlardır. Glinka’nın “Çar İçin Hayat”, Monyüşko’nun “Halk”, Smetana’nın “Satılmış Nişanlı”, Erkel Perenç’in “Hunyadilazlo” adlı operaları bu memleketlerde halk musikîsi sayesinde milli okulların kurulmasını sağlamıştır. Bu halk musikîsinin milli beste okulları yaratmada oynadığı büyük rolü göstermektedir. (Türkiye’de de durum böyle olmuş ve olmaktadır. Cemal Reşit Rey, Ferit Alnar, Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necip Kâzım Akses, Bülent Tarcan ve diğerleri, Türk Halk Musikîsine dayanarak, ondan ilham alarak birçok eserler yaratmıştır, yapmışlardır.)

Değerli Gençler, halk musikîsinin bir başka rolü de birçok memleketlerde okul kulak eğitimi metotlarının yaratılmasında etki yapmış, yardımcı olmuş olmasıdır. Birçok memleketlerde, özellikle Çekoslavakya, Romanya, Macaristan gibi memleketlerde okul müzik metotları Halk Musikîsi’ne dayanarak, ondan malzeme alarak yaratılmış bulunmaktadır. Bizde de son yıllarda bu hareket başgöstermiş, hatta ilkokullarda müzik müfredat programları ona göre düzenlenmiş, kılavuz kitaplar yazdırılmıştır. Bu yolda ilk önce rahmetli Muzaffer Sarısözen bir deneme yapmış, sonra Ziya Aydıntan, Saip Egüz ve Veysel Arseven gibi öğretmenler bu yolda kitaplar yazmışlardır. Bu, halk musikîsinin ve çocuk musikî folklorunun öğretim ve eğitime sağladığı faydalardır. Halk musikîsine ait derlemeler halk musikîsinin ilmini tedaviye yarayan malzemeyi de sağlar. Bu sayede o memleketin halk musikîsini bütün dünya tanımış olur. Türk halk musikisinin her yönden niteliğini gösteren yayınları bütün dünya beklemektedir. Mukayese yoluyla yapılacak çalışmaları, alınacak sonuçları gözlemektedir. Dünyanın en büyük folklorcusu, sayılı büyük bestecilerden biri olan Bela Bartok, 1936’da Güney Anadolu’da yaptığı derleme ve inceleme sonunda bulduğu bazı ezgi tiplerinin Macar ezgileri ile olan yakınlığını ve benzerliğini ortaya koymuş, Güney Türkmenlerinin kullandıkları “eğit” adlı arşeli aletin, Macar “hedegü” sü ile olan benzerliğini, yakınlığını belirtmiş, sonuç olarak Türklerle-Macarların aynı Orta Asya menşeinden geldiklerini hatırlatmıştır.

Güneyde Kargamış dolaylarında yapılan kazılarda çıkan kabartmalar üzerinde çifte püskülleri sarkan Eti bağlamalarını görüyoruz. Bunlar bugünkü Anadolu Türk bağlamalarının aynıdır. Alacahöyük kazılarında çıkan eski bronz çağı güneş kursu ve üzerindeki gamalı haç bir İzmir mezarlığında bulunan Osmanlı devri mezar taşı üzerindeki şems’e ile ortasındaki çengelli haça ne kadar benzer. Çifte başlı Eti kartalı arması, Konya’da İçkale’deki çifte başlı Selçuk kartalının aynıdır. Bunlar eski medeniyetlerin bugünkü maddi kültürde devamını gösteren belgelerdir. Folklor ve Etnografya konuları birçok gerçeklerin aydınlanmasına yaramaktadır. Çalışmalarda çocuk folkloruna da önem vermek, çocuk ezgilerini de denemek lâzımdır. Safranbolu dolaylarının “Gode gode” sözleri ile başlayan yağmur duası ile, Azerbaycanlı çocukların “Kodu kodu” sözleri ile başlayan güneş duası ezgileri Sayın Caferoğlu’nun “Türklük” dergisinde verdiği bilgiye göre: “Anadolu ve Azerbaycan çocuk folklorunda Şamanizm kalıntılarını” gösteren belgelerdir. Bunlar folklor incelemelerinin bilim dünyasına kazandırdığı ufuk açan çok değerli bilgilerdir.

Halk Musikîsi konusunda sizlere daha ne söyleyeyim. Halk türküsü söylemenin, halk oyunları oynamanın milli eğitim üzerindeki etkisi hepinizce bilinmektedir. Onun üzerinde durmayacağım. Seçme halk türküleri ve oyunları musikîlerinin kitaplar halinde basılıp yayınlanmasını, otantik olarak plaklara alınmasını bir daha dilerim.

Değerli Gençler;

Türk Halk Musikîsi çok orijinal ve çok zengin bir musikîdir.

Modal-Metrik yönden olduğu kadar, yapı ve form bakımından da büyük özellik ve güzellik taşımaktadır. Zengin ve çeşitli aletlere maliktir. Diğer taraftan vokal halk musikîsinin terennüm etmediği konu yok gibidir. En basit konu ve olaylardan en büyük, en yükseklerine kadar her şey Türk halk musikîsinin terennüm alanına girmiş bulunmaktadır. Halkımız bıraktığımız ülkeler arkasından samimi olarak acınmış, ağlamış, büyük kahramanları, tabiat güzelliğini terennüm etmiştir. Estergon, Budin, Belgrad, Selanik, Cezayir… gibi memleketler, Köroğlu, Genç Osman, Murad Reis, Gazi Osman Paşa, Kozanoğlu, Yörük Ali Efe… gibi kahramanlar; bütün büyük dağlar, Maçin dağı, Yıldız dağı, Binboğalar, Bulgar dağları; çiçekler, kırat, bozkurt, durnalar, aşiret kavgaları, iskân olayları, her şey Türk Halk Musikîsi’nin çeşitli kırık ve uzun havaları için, terennüm konusu olmuştur. Bunlar arasında ahlâk ve insanlık dersi veren felsefe, hikmet terennüm edenler de mevcuttur. Şimdi size önce Pir Sultan’a izafe edilen “Nasihat” adlı bir deme okuyacağım:

Dinle sana bir nasihat edeyim,
Hatırdan gönülden geçici olma.
Yiğidin başına bir hal gelirse,
Onu yadellere açıcı olma…

Şimdi de merhum Sarısözen’le beraber Binboğalar’da Yalak köyü Afşarlarından aldığımız “Huma Kuşu” adlı ezginin sözlerini sunuyorum:

Gökte uçan huma kuşu
Ne bilir dalın kıymatın,
Kargayı kondurmadan dala,
Ne bilir gülün kıymatın.

Görülüyor ki sevgili gençler, türk halkı muazzam bir sosyal fonksiyona sahip, halk ruhunun ses halinde aynası ve ifadesi olan büyük bir sanat yaratmıştır. Gerçekten milli deha, Ziya Gökalp’in de dediği gibi halktadır. Onun önünde ne kadar saygı ile eğilsek ve onunla ne kadar övünsek yeridir. Bütün bunlar bizleri radyolarımızda Türk Halk Musikîsi’ne ciddi bir önem vermemizi icap ettirmektedir. Adsız kahramanların yarattıkları bu halka ait yayınları ve işleri kutsal bir görev saymak, doğru olur kanısındayım…

Teşekkür ederim.

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments