in

Hamitli Rıza Bey 1 Türküsünün Hikayesi

Bir Türkmen oymağı olan Ceritler, Kırşehir ve Keskin başta olmak üzere Anadolu’nun birçok bölgelerinde yaşamaktadırlar. Kırşehir’de Ceritlerin yaşadığı köyler, Hamit, Çebişli, Bebli, Ayvalı, Kızıl Osmanlı, Kel İsmailuşağı, İğdeli, Göçbeyli’dir. Keskin yöresinde de 8 Cerit köyü vardır. Ceritkale, Cinali, Barak, Seyfeli, Tokazlı, Çamırabatmaz, Cerit Mumlusu ve Beşler.

Hamitli Rıza Bey’in babası şair Halil Bey, Cerit aşiretinden Silsüpüroğlu Mehmet Bey’in oğludur. Anası, Köçekli aşiretinden Mehmet Ali Bey’in kızı Hüsne Kadın’dır. Hüsne Kadın; Mehmet Ali Beyin oğulları Hamza ve Hanifi beylerin bacısıdır.

Halil Bey (1274) 1858’de Kırşehir’in Hamit köyünde doğmuş ve 5 yaşında köy hocasına giderek okuma yazma öğrenmiştir. Kırşehir eşrafından olan dayılarının yanında Kırşehir Rüştüyesinde tahsilini tamamlayıp Akpınar köyünden Ali Efendi namıyla bilinen değerli bir hocadan icazet aldıktan sonra baş tahsildar olarak vazife yapan Halil Bey, 7’si oğlan biri kız olmak üzere 8 çocuk sahibidir. Çocuklarından ilki, ünlü Hamitli Rıza Bey’dir.

Cerit aşiretinden Silsüpüroğlu Fettah Bey’in oğulları bir müddet Orta Anadolu’da kaldıktan sonra devlet tarafından tekrar Toroslara sürülmüşlerdir. Ceyhan yöresinin havasını beğenmeyen Fettah Bey’in oğlu Ali Bey, kardeşi Mithat’tan ayrılarak Yozgat’ın Müminli köyüne yerleşmek istemiştir. Buna rıza göstermeyen yöre halkı, olayı Çapanoğlu Ali Rıza ve Süleyman Bey’e şikayet etmişler, Çapanoğlu, Silsüpüroğlu Ali Bey’e bölgeyi derhal terketmeleri için bir mektup yazmış, mektubu kendisine bağlı 50-60 kişilik bir kolluk kuvvetiyle göndermiştir. Mektubu getiren Çapanoğlu’nun adamları tehditkâr bir tavırla, “Derhal buradan dağılın” diye ihtarda bulunmuşlar. Ali Bey de, “Biz ünlü bir aşiretiz buralar bizim babalarımızın yurdu, biz yurtsuz yuvasız kimseler değiliz, Çapanoğlu’na söyleyin, bize bir yer göstersin de orada oturalım.” demiş ise de gelen adamlar “Biz sizi dağıtmasını biliriz.” deyip Ali Bey’in üzerine yürümüş, Ali Bey ve adamları kılıçlarına sarılıp bunları perişan etmişler. Kanlı çarpışmadan kaçıp kurtulanlar durumu Çapanoğlu’na haber vermişler. Çapanoğlu büyük bir kuvvet yollayarak “Bunları bu bölgeden atın, darmadağın edin.” demiş. Birkaç gün sonra Müminli köyüne gelen Çapanoğlu’nun adamları, Silsüpüroğlu Ali Bey’in Denek dağının Kuşburnu yaylasına gittiğini öğrenince, Ali Bey’i takip edip kuşatmışlar. Bir kaç yüz adamıyla kavgaya giren Ali Bey, önüne kattığı Çapanoğlu’nun kuvvetlerini kıra kıra Delice ırmağının yakınındaki Azgın dağına kadar takip etmiştir.

Ali Bey, Kuşburnu yaylasında iken Köşekli aşiretiyle birleşip Çapanoğlu’nun kuvvetlerini bir ziyafet esnasında basıp perişan etmiş, kaçanlardan ilk varanlar Çapanoğlu’na durumu olduğu gibi anlatmışlar, ikinci kol ise Çapanoğlu’na yaranmak için hiçbir şeyden habersiz yaşlı Köşekli Kadir Bey’i öldürüp başını bir sırığa takıp Çapanoğlu’na getirmişlerdir. İki tarafı da dinleyen Çapanoğlu, gerçeği öğrenince ihtiyar Kadir Bey’in başını getiren gruba “Yaşlı bir adamı öldürmek erkeklik değil.” deyip hepsinin oracıkta başını vurdurmuştur.

Kendisi için tehlikeli gördüğü Silsüpüroğlu Ali Bey’i padişaha şikayet eden Çapanoğlu, bir bahane ile aşiretin bu bölgeden sürgün edilmesini padişaha arz etmiştir. Şam’daki isyanı bastırmakla görevlendirilen Ali Bey, padişahın gönderdiği fermanı alınca derhal yola koyulmuş, Şam isyanını bastıran Ali Bey ve aşiretinin beğendiği topraklarda oturmasını padişah o günden sonra serbest bırakmıştır. Silsüpüroğlu Ali Bey’in başkanlığında eski yurtlarına dönen Ceritler, Kırşehir’in Hamit köyü merkez olmak üzere Keskin ve civarını yurt tutmuşlardır. Bir Türkmen topluluğu olan bu aşiret, tarihte bir çok ünlü adamlar çıkartmıştır. Bunlardan birisi de Hamitli Rıza Bey’dir.

Bu sırada toplu ölümlerin olduğu bir hastalıktan Silsüpür Ali ve Mehmet Beyler vefat etmiş. Mehmet Bey’in hanımı ve Köçekli aşiret reisi Hamza Bey’in bacısı Hüsne Kadın, ölen beyler ve yetim kalan oğlu Halil için şu ağıdı yakmıştır:

Şu görünen Bebrininin höyüğü
Ali Bey Mehmet Bey aşret büyüğü
Kara kaş altında sırma bıyığı
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Göğüş Babam şu Beylerin ocağı
Haydar Ağam koç yiğitin koçağı
İbiş’le Mustafa has bağ çiçeği
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Pencereden düşen ayın ışığı
Irgalanır Halil’imin beşiği
Bu yıl beylerde mi ölüm keşiği
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Bakın gözümün yaşına
Keklik olup ötüşüme
Ağa yarim at oynatır
Şu dağların yokuşuna

Öremedim dor atının örkünü
Sayamadım ben beyimin kırkını
Sandığa bastım da samur kürkünü
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Yüce dağ başında bir kuzu meler
Kuzunun firkati bağrımı deler
Halil’im pek küçük kim çözer beler
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Acı poyraz esti kökümü söktü
Bir tek dikmemin de boynunu büktü
Aşiret içinde çift beyler tekti
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Evimizin önü küllük
Siyah saçım örgü belik
Kurban olam anam bacım
Yakışır mı bana dulluk

Değirmene varsam nöbet alamam
Dilim varıp beyler öldü diyemem
Başım sığıp konaklara giremem
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Beyimin bıyığı karalı simden
Camadan giymiş de sırf safi yünden
Hevesim almadım şu ölen beyden
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Al elma dalında sarı zerdali
Bulamadım yapışacak bir dalı
Halil’im küçük de Urhuya’m yeni
Ağlatman Halil’imin Türkmen anasın

Ağıtta adı geçen Halil Bey, Ankara valisi Muhittin’i yakalayıp Atatürk’e gönderen Hamitli Rıza Bey’in babasıdır. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in önderliğindeki milli uyanışı boğmak isteyen İstanbul hükümeti, Anadolu’daki bazı illerin valilerini bu iş için görevlendirmiştir. İstanbul hükümetinden aldığı direktiflerle Ankara’ya dönen Vali Muhittin, 1919 Eylülünün ilk günlerinde teftiş bahanesiyle Hacıbektaş’a gitmiş, Çelebi Cemalettin Efendi ve Bektaşi babalarını Kuva-yi Milliye taraftarlığından caydıramayacağını anlayınca Çorum’a geçerek Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey ile Kastamonu’daki 58 piyade alayı komutanı Mustafa Bey’i kandırmayı başarmıştı. 14 Eylül 1919 günü, İstanbul Hükümeti Dahiliye Nazırına bir telgraf yollayan Vali Muhittin, topladığı kuvvetlerle Ankara’nın basılabileceğini bildiriyordu.

Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın faaliyetlerinden haberdar olan Mustafa Kemal, Ali Fuad Paşa’dan vali Muhittin’i tutuklamasını istemiş, Fuad Paşa Hacıbektaş’a giden valiyi Albay Osman’a takip ettirmişti. Ankara Kolordu Komutan vekili Mahmut Bey’le haberleşen Fuad Paşa, Vali Muhittin’in mutlaka yakalanıp Sivas’a yollanması gerektiğini bildirmiştir.Mahmut Bey, valiyi tutuklama işiyle Keskin Müfreze Komutanı Hamitli Rıza Bey’i görevlendirdi.

Ankara’ya dönme kararı alan vali, Çorum’dan ayrılarak 19 Eylül 1919’da Sungurlu’ya gelmiş, oradan da Keskin’e geçmişti. Keskin’le Elmadağ arasındaki Kılıçlarbeli’nde pusu kuran Kırşehir’in Hamit köyünde oturan Kuvâ-yı Millîye reislerinden Hamit’li Rıza Bey’in Müfrezeleri Vali Muhittin’i tutuklayıp Sivas’a göndermiştir.

1879 yılında Kırşehir’e bağlı Hamit köyünde dünyaya gelen Hamitli Rıza Bey, 1919 Mebusan Meclisi seçimlerinde mebus çıkarak İstanbul’a gitmiş, Büyük Millet Meclisinin Ankara’da açılması üzerine Kırşehir milletvekili olarak katılmış, Milli Müdafaa Encümeni üyeliği görevinde bulunmuştur. Kardeşi Haydar Bey ile birlikte beş yüz adamıyla Birinci İnönü Savaşına katılan Rıza Bey, bu savaşta büyük yararlıklar göstermiştir. Savaş sonrası Rıza Bey’in adamlarından Hüseyin ve Alişan adlı kişiler Kırıkkale’nin Cerid Kalesi köyünü basıp halkın altın ve kıymetli eşyasını gasbetmişlerdir. Köy halkı Ankara İstiklal Mahkemesine başvurarak bu işi Rıza Bey’in yaptırdığını, ayrıca Rıza Bey’in Acı adlı çiftliğine katır satın almaya gelen Sivaslı kişilerin Şeyh Said’in adamları olduğunu, bu münasebetle Rıza Bey’in devlete isyan eden Şeyh Said’le işbirliği yaptığı doğrultusunda şahitlik etmişlerdir. Şevket Süreyya Aydemir cezaevinde beraber kaldığı Rıza Bey’i özetle şu sözlerle tasvir eder: Aslında o bir köylüydü. İri, heybetli, kara bıyıklı ve iyi huylu bir adamdı. Padişahın Ankara Valisini kendisinin dağa kaldırdığını, Atatürk’e Ankara yolunu açtığını ve onu Çankaya’ya kendisinin oturttuğunu söylerdi. Bir müddet sonra Mustafa Kemal’in karşısındaki grupta yer aldığı iddiasıyla suçlanan Hamit’li Rıza Bey, 1926 yılında huzursuzluk yaratan suçlarla itham edilerek, Ankara İstiklâl Mahkemesinin kararıyla idam edilmiştir.

Düşündüğü gibi konuşan, saf, başarılarını siyasal ranta dönüştürmesini bilmeyen Hamitli Rıza Bey, savaş sonrası vali Muhittin gibilerinin ihtiraslarının kurbanı olmuştur. Derinlemesine incelenirse onun akibeti, kendisi gibi bir Türkmen beyi olan Dulkadirli Şehsuvaroğlu Ali Bey’in akıbetiyle benzerlik gösterir.

Şair olan ve 1949 yılında vefat eden Hamitli Halil Bey, oğlu Rıza Bey’in idamını şu içli mısralarla dile getirmiştir:

Yalan dünya senden lezzet almadım
Daim ağu kattın aşıma felek
Her daim ağlattın bir dem gülmedim
Hiç bakmadın gözüm yaşına felek

Rıza Bey sehpada vasiyet etmiş
Şu mektubu evime versinler demiş
Uzatmış urgana boynunu vermiş
Daha ak düşmeden saçıma felek

Asla idamıma hiç üzülmeyin
Siz beni de öldü diye bilmeyin
Kaleli nesline selam vermeyin
Kalleşi çıkardın karşıma felek

El bilir değilim haini vatan
İstiklal uğrunda ilk adım atan
Şahit olsun kalem zaptımı tutan
Yalan yafta taktın döşüme felek

Cumhuriyete muhalif bir iş görmedim
Alçaklıkla namusuma leke sürmedim
Ailem şerefine halel vermedim
Şehit namazı düştü şanıma felek

Demişler isyana hazır duruyor
Şeyh Said’e iştirake varıyor
Dört alçak Kaleli şahit oluyor
Yalan yafta taktı döşüme felek

Yüz bin felaketle günüm geçirttin
Nimet deyi bana zehir içirttin
Yıktın evim ta temelden göçürttün
Darbeler indirdin başıma felek

Türk’üm Türk’ün imdadına yeterken
Adım adım terakkiye giderken
Vatanıma sadık hizmet ederken
Bu işler gelmezdi düşüme felek

Üç dört alçak ittifak eylediler
Zamanında benden yardım gördüler
Bir isyana meyli vardır dediler
Bu yalan gitmedi hoşuma felek

Kuva-yi Milliye’yi ben icat ettim
Beş yüz atlı ile harbe ben gittim
Hilafet valisin ben esir ettim
Bunları yazın mezar taşıma felek

Kardeşlerim öldüğümü bildirtmen
Şerefinizi üstünüzden kaldırtman
Düşmanları kendinize güldürtmen
Hainler karıştı işime felek

İnkılapta hizmet aranmaz oldu
Hakikat aranıp bulunmaz oldu
Kim vurduya gitti bilinmez oldu
Vatana bir Rıza aramak boşuna felek

Suçlu olsam buna razı olurdum
Elbet halasıma çare bulurdum
İsteseydim dövüşerek ölürdüm
Hilebaz karıştı işime felek

Yine sarpa uğrattılar yolumu
Vatanıma feda ettim oğlumu
Akibet sehbada gördüm ölümü
Haksızı düşürdün peşime felek

Dünya bir fırıldaktır dönüyor
Hanümanlar harap olup sönüyor
Ölüm kuşu her kapıya konuyor
Zehir kattın tatlı aşıma felek

Halil der inkılap sehpa kuracak
Takdiri ilahi böyle olacak
Rıza’nın hizmetin vatan bilecek
Hiç bakmadın gözüm yaşına felek

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments