in

Höyüklü’nün Etirafı Köşk Olsun Türküsünün Hikayesi

Öcüoğlu adına layık, öcü gibi. Sağı solu da belli olmaz. Olmazı şu ki, kaçakçı adam Öcüoğlu. Canı koltuğunda. Kolay mı ayıngacılık! Yani tütün kaçakçılığı. İyi, hoş. Ama arkadaşlık öldü mü! Değer mi üç kuruşluk kaçak tütün için, eski arkadaşına kurşun sıkmaya.

Devir, Cumhuriyet öncesi. Dağların kaçak dolu olduğu günler yani. Kimi yol soyuyor. Kimi tütün kaçırıyor. Ankara’nın ünlü kaçakcıları da, Yağcıoğlu Ahmet Efe, Öcüoğlu Efe, İbram Çavuş. Çevre illerden tütünü toplayıp Ankara’ya getiriyorlar. Getiriyorlar ya, kolay olmuyor bu. Dağlardaki kaçak kadar zaptiye de geziyor yollarda. Zaptiyelerin çoğu da eski ayıngacı. Yani arkadaşı arkadaşa kırdırıyorlar. Öcüoğlu da İbram Çavuş’un iyi arkadaşı. Çok iş yapmışlar birlikte. Yükler dolusu tütünü aktarmışlar Ankara’ya. Yağcıoğlu Efe derseniz, iyi ayıngacı.

Kimsenin kimseye zararı yok. Herkesin yolu ayrı. Gün oluyor birlikte iş yapmaları gerekiyor. Yolu pay ediyorlar o zaman. Şuradan şuraya kadar Öcüoğlu getiriyor tütünü. Oradan öteye İbram Efe, sonra da Yağcıoğlu alıyor. Böylece Ankara’ya ulaşıyor tütün.

Zaptiye başedemiyor bu ekiple. Şundan ki, Öcüoğlu doğma büyüme Ankaralı. Yağcıoğlu da öyle. Karış karış biliyorlar yolları. Çevre halkı da yardım ediyor bunlara. Kaçağı da zaptiyeye inat yapmıyorlar. Geçim meselesi. İyi para var bu işte. Herkes geçim için nasıl bir yol tutturmuşsa, bunların da yolu bu.

Zaptiye işin içinden çıkamıyor. Sonunda kaleyi içten fethetmeye karar veriyor. El altından haber salıyor Yağcıoğlu’na:

– “Ne kazanıyor bu ayıngacılıktan? Kaç para geçiyor eline? Ne kazanıyorsa biz verelim ona. Vazgeçsin bu işten. Gelsin bizimle birleşsin. Birlikte çalışalım. Kendisine daha çok verelim. Yeter ki bize yardım etsin. Bizimle çalışsın.”

Yağcıoğlu Efe reddediyor ilkin:

– “Biz bu işin içinde piştik. Geçimimiz böyle yazılmış. Başka iş zor gelir bize” diye cevaplıyor.

Zaptiye derseniz günümüzde de uygulanan adam çalma, parayla satın alma taktiğini iyi biliyor. Böl, parçala, yönet taktiği yani. Yağcıoğlu, haberi getireni tersliyor. Geri gönderiyor. Ama zaptiye kararlı. Başka çıkar yolu yok. İstanbul’dan tel üstüne tel geliyor:

– “Ne biçim zaptiye teşkilatınız var. Dünyanın tütünü Ankara’ya akıyor, sizin birşeyden haberiniz yok. Yerinizden olmak istemiyorsanız tez elden halledin bu işi.”

Sözün özü, zaptiyenin başı dertte. Zaptiye başı koltuk korkusunda:

– “Nefes alışlarını bile dinleyeceksiniz. Adım adım izleyeceksiniz. Ya leşlerini, ya sizin leşinizi” diyor.

Hal böyleyken, ayıngacılar işi daha da azıtıyor. Silahlı çatışmaya giriyorlar zaptiyeyle. Zaptiyenin şerefi sıfır! İlla ki Yağcıoğlu Efe. Can damarı o. Bir gelip birleşse zaptiyeyle gerisi kolay.

Yağcıoğlu derseniz, yorulmuş zaten. Kaçmaktan da usanmış. Bakıyor zaptiye zorluyor, dayanamıyor. Üstüne bir üniforma giydiriyorlar. Oluyor zaptiye. İbram Çavuş da sağ kolu. Ayıngacılık bitiyor, zaptiyelik başlıyor. Ama Öcüoğlu yanaşmıyor bu teklife.

– “Ben sıkıya gelemem. Yerim dağlar benim. Geçimim bu yolda. Varın gidin, işiniz rastgelsin” diyor.

Sözün özü, yolları ayrılıyor Öcüoğlu’yla, İbram Çavuş’un, Yağcıoğlu Efe’nin. Birisi bir yanda, ötekiler öte yanda. Öcüoğlu ayıngacı yine. Çevre illerden topluyor tütünü, Ankara’ya taşıyor. Gün oluyor işi iyi gidiyor, gün oluyor zaptiye kesiyor yolunu! Vuruşa vuruşa gelebiliyor Ankara’ya.

Ankara’nın da dumanlı vakti. Ortalık karışık. Kemal Paşa Samsun’a çıktı çıkacak. İyi günler yaklaşıyor. Millet umutlu. Yer yer çete harbi oluyor. Kaçakçı çeteciye karışmış. Zaptiye ikisinin de peşinde. Yağcıoğlu da zaptiye. Eski ayıngacı. Öcüoğlu’nun eski arkadaşı. Durmadan haber salıyor Öcüoğlu’na:

– “Gelsin teslim olsun. Vazgeçsin bu işten. Kaçakçılığın sonu yok. Birgün bir yağlı kurşuna kurban gider. Yazıktır gençliğine. Acısın. Ben kıyamıyorum. Ne de olsa eski arkadaşımdır. Elim tetiği çekemiyor. Yoksa yatarım yoluna. Gecenin karanlığında bir kurşun bitirir işini.”

Yağcıoğlu böyle diyor.

İbram Çavuş da yaveri Yağcıoğlu’nun. Dediklerinde birler. Şu var ki, İbram Çavuş:

– “Çağırtıp konuşalım. Açık açık anlatalım durumu. Bıraktıralım bu işi. Yoksa sonu iyi olmayacak diyelim. Uyaralım Öcüoğlu’nu” diyor.

Haber salıyorlar:

– “Vakit geçirmeden gelip görsün bizi” diyorlar.

Bir de sofra donatıp, gün veriyorlar. Ne de olsa eski arkadaşları. Sazı sözü de eksik olmasın diye birkaç da saz çalan çağırıyorlar. Günü gelince Öcüoğlu yanında arkadaşlarıyla görünüyor. Sarmaş dolaş oluyorlar. Hal hatır soruluyor. Ardından,

– “Nasıl gidiyor işler? Ege’den tütünü çıkarırken bir zorluk görüyor musunuz?” diyor Yağcıoğlu. Öcüoğlu,

– “İşler zorlaştı. Bir yandan işgalciler, bir yandan zaptiye. Elimiz kolumuz bağlanıyor. Geçen hafta malın yarısını yollarda bıraktık. Gayri zorlandı bu işler. Dağlarda güvenecek adamımız da kalmadı. Kimseden destek göremiyoruz. Herkes kendi başının çaresine bakıyor” deyince, Yağcıoğlu umutlanıyor. İbram Çavuş da içten içten gülüyor. İkisi birden:

– “Gel vazgeç bu işlerden. Sonu yok. Bak bizim kafamız rahat. Neydi eskiden! Tütün Emirdağı geçti mi acaba? Haymana’ya ulaştı mı diye döğünürdük. Bitti gayri. Rahatımız yerinde. Keyfimizce oturup, keyfimizce kalkıyoruz. Bir üzüntümüz var ki, eski arkadaşlar! Elimiz tetiğe varmıyor. Gönlümüz razı değil. Ee, bir yanda da görev sorumluluğu. İkisi birden yürümüyor ki. Düşündük taşındık çağıralım Öcüoğlu’nu dedik. Anlatırız durumu. Sözümüzü dinler de vazgeçer.”

Öcüoğlu almış sözü:

– “Çağrınızın sebebi anlaşıldı. Ben de sanmıştım ki, şöyle kafa kafaya bir akşam yemeği yiyeceğiz. Eski günleri dillendireceğiz. Desenize, siz görev yapıyorsunuz. Öcüoğlu’nu razı ettik, diye pay kapacaksınız. Yazıklar olsun! Ben yokum bu işte. Ne masanızda oturur, ne de bir yudum içkinizi alırım. Yollarımız ayrı. Yoluma çıkarsanız vuruşurum. Eski arkadaş demem. Ben yolunuza çıkarsam, siz vurun” deyip, çekmiş kapıyı.

İbram Çavuş üzgün, Yağcıoğlu ezik:

– “Anlamıyor. Anlatması zor. Biz eski ayıngacı efeler değiliz. Arkadaşlığın da bir haddi hududu var. Boşa mı veriliyor bize bu para? Arkadaşsa arkadaşlığını bilsin.”

Yağcıoğlu bunları diyor ya, bir yandan da üzülüyor. İçi ezik.

– “Allah kahretsin böyle mesleği. Arkadaşı arkadaşa, dostu dosta düşman ediyor. Keşke girmeseydim bu işe” diyor, içten içten.

Derken günler geçiyor. Kulaktan kulağa Öcüoğlu’nun mal geçireceği duyuluyor. Yağcıoğlu fırsat kolluyor zaten. Gece yol kesip, pusuya yatıyor. Tam Öcüoğlu yaklaşınca, ayağa fırlayıp,

– “Hey gidi Öcüoğlu hey! Zaptiyenin kolu uzundur. Kaçması zordur zaptiyeden. Sana söyledik bunu. Şimdi elimize düştün. Eski arkadaşsın. Kurşunlamak olmaz. Var git yoluna. Var git ya, bu son olsun. Bir daha ayıngacılığa çıkma” diyor.

Öcüoğlu ne desin, sürüp gidiyor atını. Sürüp gidiyor ya, içine korku da düşmüyor değil. Eski dostlardan korkuyor.

– “Ya bunların elinden giderim, ya da birini ben götürürüm” diyor. İbram Çavuş sevinçli.

– “Dersini aldı Öcüoğlu. Gayri vazgeçer bu işten. Can tatlı. İnsanın canı, tüfeğin namlusunda olmamalı. Tetik düşerse kötü, Gayrı, Öcüoğlu yapmaz bu işi. Tez zamanda bırakır” diyor.

Öcüoğlu derseniz, kinlenmiş. Daha kızgın.

– “Vay be! Şu dünyanın işine bak. Eski dostlar düşman oldu. Neredeyse canımıza kıyacaklar. Ama alacakları olsun. Bir daha yoluma çıkarlarsa ben onlara gösteririm” diyor.

Aradan çok geçmeden, Yağcıoğlu bir ihbar alıyor: “Ege’den külliyatlı tütün geliyor. Ayıngacıların başı da Öcüoğlu” diye.

Yağcıoğlu tez elden pusu hazırlıyor. İbram Çavuş’u alıp, kendisi de Höyüklü’yü tutuyor. Höyüklü dar geçit. Ayıngacının can damarı. Ankara’ya ulaşması için, Höyüklü’yü geçmesi gerek kaçakçının. Gecenin bir yarısında pusuyu atıyorlar. Sabaha doğru da ilk ayıngacı grubu görünüyor. Yağcıoğlu yolun sağını, İbram Çavuş solunu tutuyor. Ayak seslerini dinliyorlar. Ayıngacıları tam aralarına alınca fırlıyor İbram Çavuş:

– “Kıpırdamayın. Ellerinizi kaldırın. Dizilin yola” diye komut veriyor.

Gerilerden bir ses geliyor:

– “Sen kazandın İbram Çavuş. Teslim al gayri. Dostluk, düşmanlık oldu, gayri. Kendi ellerinle silahımı teslim al da bitsin bu iş” diyor, Öcüoğlu.

İbram Çavuş seviniyor. Bir koşu sesin geldiği yana gidiyor. Öcüoğlu dimdik ayakta. Bir elini belindeki kasaturaya atmış. Öteki eli havada. İbram Çavuş elini uzatıyor ki, kasaturayı alsın. Birden Öcüoğlu silahını çekiyor. Ateşliyor. İbram Çavuş cansız yerde. Yağcıoğlu silahına sarılıyor. Ateşliyor. Öcüoğlu’nun sol kulağını sıyırıyor kurşun. Acıyla yere atıyor kendini Öcüoğlu. Varıp üstüne çullanıyorlar. Kıskıvrak yakalayıp, ellerini bağlıyorlar. İbram Çavuş kanlar içinde. Öcüoğlu bir yandan acı çekiyor, öte yandan İbram Çavuş’a üzülüyor. İbram Çavuş’un aynalı martini başucuna yığılmış. Mezar taşı gibi.

Haber Ankara’ya ulaşınca, yer yerinden oynuyor. Kimi nalına vuruyor, kimi mıhına.

“Yiğit adam Öcüoğlu. Silahını teslim etmedi. Vuruşarak ele geçti” diyen oluyor. Kimi de vurulan İbram Çavuş’a acıyor,

“Yazık oldu, eski arkadaşlardı, Keşke hiç bu işe girmeseydi İbram Çavuş” diyor, çokluk.

Sonunda olay, bir türküye dil olup, günümüze dek ulaşıyor.

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments