in

Kara Koyun 4 Türküsünün Hikayesi

Olay yıllar önce Kırşehir yöresinde oturan bir Türkmen obasında geçmiştir. Küçük yaşta anne babasını yitiren ve kimsesiz kalan Gülhan, bir oba beyinin kapısına çoban durmuş, koyunları otlatmakta mahir olduğu için de ağasının gözüne girmeyi başarmış ve güvenini kazanmıştır.

Gülhan, koyun gütmekte başarılıdır ama, öğreteni olmadığı için kaval çalmakta pek başarılı gözükmez. Yörede ise hiç kaval çalmayan çobana çoban denir miydi. Bu nedenle, diğer obaların çobanlarının öttürdüğü kaval sesini duydukça ezim ezim ezilir, heveslenip elindeki kavalı öttürmeyi başaramadığı için günlerce üzülür. Bir öğle vakti sürüsünü suya indiren Gülhan, pınarda su içtiği sırada, belindeki kavalı dizinin altında kalmış, kırılmıştır. Kendisine bir kaval yapması için müracaat eden Gülhan’a Güneş Dede, deve deresindeki kör kuyudan kestiği kamıştan bir kaval yapmış, karşılığında da karakoyunun kuzusunu istemişti. Ağasından izin alıp karakoyunun kara kuzusunu Güneş Dede’ye veren Gülhan, körpe kuzusu elinden alınan karakoyunun günlerce melemesinden üzüntü duyup kavalını daha içli öttürmeye başlar ve böylece kaval çalmada iyice ustalaşır. Karakoyunun melemesine daha fazla dayanamayan çoban Gülhan, Güneş Dede’ye gidip kara kuzuyu geri istemiş, karşılığında ne istiyorsa vereceğini bildirmişti. Gülhan’a kaval çaldırıp dinleyen Güneş Dede, “Karakoyunu kara kuzudan ayırıp meletmeseydim, sen bu kavalı böyle içli çalamazdın, zaten benim maksadım da buydu.” deyip kuzuyu geri vermiştir.

O dağ senin bu dağ benim koyunlarını otlatan Gülhan, karşılaştığı çobanlarla kaval yarışmaları yapar, her yarışmada onlara üstünlük sağlamayı başarır. Gülhan’ın ününü duyan Beyin yeni yetme kızı Gülcan, bir gün koyun sağarken Gülhan’la göz göze gelmiş, o an birbirlerine aşık olmuşlardı. Günler günleri kovalıyor. İki âşık oba geleneklerinin elverdiği ölçüler içinde görüşüp konuşabilmişlerdi. Gülhan, Gülcan’a söylemek istediklerini kavalıyla bildiriyor. Gülcan ise sevgisini belirtmek için Gülhan’a renk renk mendiller, çoraplar işleyip örer. İki âşık bir gün oturup konuşurlar, kız annesine, çoban da Güneş Dede’ye varıp derdini anlatır. Gülcan’ın annesi olayı önceden bilmektedir, fakat korkudan Bey’e söyleyemez. Gülhan’la anlaşan Güneş Dede, atına biner, Bey’in çadırına varıp konuk olur. Akşam üzeri sürüyü obaya getiren Gülhan’ın kafası ise karmakarışıktır. Çünkü oba beyi, kapısındaki çobanın kızına âşık olduğunu duyunca acaba nasıl bir tepki gösterecektir. Bu nedenle kavalını o gün daha bir yanık öttürür. Kavalından şu türkünün nağmeleri dökülür:

Çoban kavalını dertli çalıyor
Katmış sürüsünü köye geliyor
Koyunları goygun goygun meliyor
Çalma çoban kavalını bu gece

Çobanın koyunu gedikten aştı
Zay ettim aklımı tebdilim şaştı
Koyunlar da çoban diye meleşti
Çalma çoban kavalını bu gece

Kara koyun seni yaydım getirdim
Suyun verdim her işini bitirdim
Yar aşkıyla ben aklımı yitirdim
Çalma çoban kavalını bu gece

Obaya ise çoban Gülhan’ın kavalının çıkarttığı yanık nağmelerin derin sessizliği çökmüştür. Güneş Dede, “Beyim” der; “Şu yanık kaval sesine bir kulak ver, acaba ne diyor?” Bey, “Bilmem ki ne diyor?” diye cevaplar. Güneş Dede: “Ben Beyin kızını seviyorum diye inliyor” der. Bunu duyan Bey, böyle şey olur mu? Kapımdaki bir çoban benim kızıma ne cüretle aşık olur deyip hiddetlenir ve adamlarına çobanı derhal huzuruna getirmelerini emreder. Süklüm büklüm huzura gelen çoban Gülhan, sorulan sorulara cevap vermez. Sükut ikrar olduğu için “Sen kim oluyorsun da benim kızıma âşık oluyorsun? Bu günden itibaren obayı terk et” diyen Bey, hırsından tir tir titrer. Bu sırada söze karışan Güneş Dede: Dur Beyim, der. “Danışan dağları aşar” hele bir sabırlı ol, yıllarca sana hizmet eden bir adamı hemencecik bir çırpıda dışarı atamazsın, bu zaten törelere aykırıdır, der. Der ama Bey’e bir türlü söz dinletemez.

Olay, yörede tez duyulur. Güneş Dede ile dört oba Beyi toplanır bir meclis kurarlar. İlk önce çobanı çağırırlar. Çoban: “Göz gördü gönül ferman dinlemez. Ben Gülcan’ı Gülcan da beni sevdi. Bey kızı olduğu için bir türlü yüreklenip isteyemedim. Kimsesiz bir çoban isem suç benim değildir.” der ve çekilir. Sıra oba Beyine gelir. “Ben koca bir obanın Beyiyim, kızımı kapımdaki bir çobana vermeyi törelerime karşı gelmiş sayarım. Kızımı benim gibi bir Bey’in oğluna vermeyi isterim. Ayrıca nasıl olur da bir insan kavalıyla konuşur. Bunda bir hile var” der. Bu sırada Güneş Dede söze karışır. Ve der ki, “Bu çobanda bir iş var. Yıllarca kaval çalarım. Benim aklımın almadığı bir hünerle kavalını üflüyor, hatta sürüyü kavalının nağmeleriyle güdüyor” der. Meclistekiler şöyle bir karar verirler. Çoban koyunlarını dağlarda otlatacak. Üç gün üç gece tuz yalatıp hiç su içirtmeyecek. Koyunlar, üç gün sonra Kızılırmağı su içmeden geçecek. Eğer su içmeden geçerlerse çoban kız ile evlenecek. Bir tanesi bile ırmaktan su içerse çoban davayı kaybedecek ve obayı terk edecek. Oba beyi ve çoban, meclisin aldığı kararı kabul ederler.

Meclistekilerin gözetiminde dağların eteklerinde koyunlarını otlatıp her gün tuz yalatan çoban Gülhan, üç gün sonra sürüyü kızdırmağa iletir. Kavalın nağmelerinden etkilenen koyunlar su içmeden karşıya geçerler. Karakoyun suyun başında bir türlü ayrılmaz. Bir suya bakar, bir çobana, kulağı ise kavalın sihirli nağmelerindedir. Çoban, dakikalarca aşağıdaki mısralarla karakoyuna yalvarmaktadır. Bir yandan da Güneş Dede’ye kaval karşılığında kuzusu verilen karakoyunun günlerce melemesi ve geri alınıp gelindiğinde ana kuzunun koklaşıp meleşmeleri gözünün önüne gelir. Bu sırada, karakoyunun kara kuzusu sürüden ayrılır ve karakoyunun yanına gelir, meler. Ana-kuzu karşılıklı meledikten sonra kuzusu önden karakoyun arkadan su içmeden meleşerek ırmağı geçip sürüye katılırlar.

İki sevgili arasındaki aşkı önceden bilen oba halkı ile Güneş Dede ve meclistekiler sevinirken, Oba Beyi şaşkındır. Bu sırada çoban Gülhan, kavalı beline sokar ve Bey’in eline sarılır. Bey de kucaklar çobanı. Bir düğün kurulur, Gülcan ile Gülhan erer muradına. Çobanın kavalıyla karakoyuna söylediği türkünün mısraları şöyledir:

Şu yüce dağlarda otlattım seni
Soğuk pınarlarda atlattım seni
Anayın karnında kuzlattım seni
Meleme koyunum vazgel huyundan

Kara koyun koyunların beyidir
Otladığın Ekeciğin dağıdır
Gülcan’ım da yüreğimin bağıdır
Meleme koyunum içme suyundan

Serden gitmez sevdiğimin sevdası
Gülcan’ın sinesi Malya ovası
Taşı deler kavalımın sedası
Meleme koyunum vazgel huyundan

Kuzunu kuzlattım bahar ayında
Güdüp de otlattım Çiçekdağında
Soldurma gülümü gönül bağımda
Meleme koyunum içme suyundan

Kara koyun kuzunu yadlar aldı mı
Tuz yalayıp ciğerlerin yandı mı
Kızılırmak sana name saldı mı
Karakoyun gel ayırma Gülcan’dan

Ağam sana her gün çok tuz yalattı
Yalattı da ciğerini dağlattı
Ben Gülhan’ı nice yıllar ağlattı
Meleme koyunum vazgel huyundan

Eğilip su içen onup yetmesin
Ali-Üllez dağının otu bitmesin
Sütlerin kurusun kuzun emmesin
Meleme koyunum vazgel huyundan

Dile geldi söyler sabi bebekler
Yerdeki mahlukat gökte melekler
Ay gün duacı hem nüh felekler
Meleme koyunum içme suyundan

Sürüden ayrılma karakoyunum
Su içmeye dalma karakoyunum
Melül melül bakma karakoyunum
Meleme koyunum vazgel huyundan

Kızılırmak kıyında bir koyun meler
Koyunun firkatı bağrımı deler
Gülcan’ım oturmuş yolumu gözler
Meleme koyunum içme suyundan

Koyun seni yedi yıldır güderim
Güderim de yedi dağda yederim
Ben Gülcan’sız şu dünyayı niderim
Meleme koyunum vazgel huyundan

Karakoyun sana çanlar takayım
Götürüp de Akpınarda sulayım
Gözü yolda kaldı Gülcan abayın
Meleme koyunum içme suyundan

Meledi önüne geldi bir kuzu
Kaldırdı başını çevirdi yüzü
Karıştı sürüye şadetti bizi

Mele koyun mele ciğerin yandı
Gülhan ile Gülcan muradın aldı

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments