in

Kim Var Ali’den Gayrı Türküsünün Hikayesi

Tuttum aynayı yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme
Hû Ali’m Hû… Hû Şah’ım Hû…

Alevîlerle Bektaşîlerin büyük ve kutsal saydıkları On İki İmam’ın başı ve birincisidir. Edebiyatta Hazreti Ali için yazılan övgü şiirleri önemli bir yer tutar.

Hazreti Ali, Ebu Talib’in oğludur. Hicretten yirmi üç yıl önce doğmuş (M. 599), altmış üç yıl yaşamıştır. Hazreti Muhammed’in amcasının oğludur. İlk Müslüman olanlardandır. Hz. Muhammed kendisini çok severdi. O da Hz. Muhammed’i korumak için kendini tehlikelere atmaktan çekinmezdi. Pek kahraman ve cesurdu, savaşlarda büyük yararlıklar gösterirdi. Edebiyata bu yönü ile daha çok geçmiş, efsaneleşen ve olağanüstü işler başaran bir kişilik kazanmıştır. Bunun için kendisine, «Tanrı’nın Aslanı» denmektedir.

Sekiz yaşında Müslüman olduğundan, hiç puta tapmamasıyle öteki sahabeden ayrılır. Bunun için kendisine, «Keremüllahi Veche» denilmiştir. Bu deyiş yalnız onun için kullanılır. Ayrıca, «Şah-ı Merdan» (mert insanların en büyüğü) ve Murtaza da denir. Geri dönerek kaçıyormuş gibi yapıp sonra düşmana saldırdığı için de «Haydar-ı Kerrar» sözü, lâkabı olmuştur. Lâkaplarının en yaygını «Murtaza» dır.

Hayber savaşında, kale kapısının bir kanadını koparıp kalkan gibi kullanmıştı. Çok iyi huylu, bilgili, adaletli, bağış yapmakta benzeri olmayan, alçak gönüllü, merhametli bir kişiliği vardı. Hazreti Muhammed’in sancağını hep o taşırdı.

Ali, Hz. Muhammed’in ölümü üzerine Halife olan Ebubekir’e önce biat etmedi. Fakat daha sonra İslâm birliğinin bozulmaması için onun devlet başkanlığını kabul etti. Üçüncü Halife Osman’dan sonra, halkın isteği ile Halifeliği kabul etti.

Hükümet başkanlığını ele geçirmek isteyen Şam Valisi Muaviye’yle yaptığı savaşta tam zaferi elde edeceği sırada karşısındakiler mızraklarına Kur’an bağlayarak barış istediler. Hazreti Ali bunu kabul etmek zorunda kaldı. Seçilen hakemler Muaviye’yi Halife ilân edince «Hüküm ancak Allah’ındır» diyen bir grup Müslüman, İslâmiyette ikilik yarattıkları gerekçesiyle ne Ali’yi, ne de Muaviye’yi kabul ettiler. Bunlara «Haricî» denildi. Ali, savaşarak onları sindirdi. Fakat, Haricilik bir mezhep olarak kaldı. Haricîlerden Mülcemoğlu, Ali camide namazını kılarken alnından hançerle vurdu. Ali birkaç gün sonra vefat etti. Türbesi Necef’tedir.

Hazreti Muhammed’in soyu, kızı Fatma’yı Ali ile evlendirmiş olması dolayısıyle, Ali’de sürmüş, On İkinci İmam Mehdî’ye kadar gelmiş, ondan sonra bu türden İmamlık ortadan kalkmıştır. Ali’nin nefeslerde sık sık dokunulan şu konuları vardır: Tabutunu kendisinin deveye yükleyip götürmesi, Miraç’ta aslan olarak görünmesi, savaşlar sonunda kâfirleri Müslüman etmesi…

Savaşlarda yanında bulunan, olağanüstü güçleriyle büyük yardımları dokunan Düldül adlı bir at ve Zülfîkar adlı, ağzı çatallı kılıcın da adı geçer. Düldül’ü Hazreti Muhammed armağan etmiştir. Zülfikar’ı da yine o vermiştir.

Yine edebiyatta Ali’nin yanında Fatma Ana ile Kanber vardır. Fatma Ana karısı ve Muhammed’in kızıdır. Kanber ise ona çok bağlı, fedakâr kölesiydi. Selman’ın, Ali’ye gül destesi getirmesi hikâyesi de onun ölümü üzerine anlatılanlardan biridir.

«Hazreti Ali, vefat edeceği sırada Selman’a “Bana bir deste gül getir” dedi. Hazreti Şah, gül destesini aldı, kokladı ve gözlerini yumdu. Ondan sonra, Hasan ile Hüseyin Ali’yi yıkadılar. O sırada tabut yüklü bir deveci çıkageldi. Cenazeyi tabut üzerine koydu. Yüzü örtülü deveci, devesini yederek biraz ilerledi ve ondan sonra ortadan kayboldu. Oysa, deve, deveci ve tabut O idi, Ali idi.»

Alevî – Bektaşî edebiyatında güzel hayallere yer veren bu gibi durumlar, Ali’yi bir destan kahramanı yapmıştır.

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments