in

Neniz Aldık Sultan Türküsünün Hikayesi

1517’de Mısır seferine çıkan Yavuz Sultan Selim’in ordusu Kırşehir Kızılırmak yakınlarından geçerken o dönemlerde bu bölgelere hakim olan ve Yavuz tarafından iktidara getirilen Dulkadirli Şehsuvaroğlu Ali Beyin himayesindeki Türkmenler (Oğuz), Osmanlıların kendilerine devamlı baskı ve zulüm uyguladığını, hayvanlarının otladığı otlakların başka gruplara tahsis edilip ellerinden alındığını ileri sürerek, ordunun o bölgede barınmasını ve geçmesini engelliyorlardı. XV. asırda Anadolu’ya gelen Fransız elçisi Broguiere, Dulkadiroğullarının namuslarına çok düşkün 30,000 Türkmen kadın süvarisi bulunduğunu, erkek gibi silâh taşıyıp savaştıklarını bildirir.

Durumdan haberdar olan Yavuz, 40 bin kişilik ordusuyla Kayseri’de bulunan Vezir-i Âzam Sinan Paşa’yı huzuruna çağırarak Türkmenler hakkında bilgi almış, Sinan Paşa, padişaha verdiği cevapta, Türkmenlerin Osmanlı yöneticilerine kızgın olduğunu söylemiştir.

Mısır seferini başarıyla tamamlamak isteyen Yavuz, Dulkadir Türkmenlerinin reisi Ali Beye Vezir-i Âzam Sinan Paşa vasıtasıyla bir ferman yazmış ve elçi ile göndermiş, kuşkulanan Ali Bey, Osmanlı idarecilerinin verdikleri sözde durmadıklarını ileri sürerek Yavuz’la görüşmeyi reddetmiş, Yavuz ikinci bir elçi göndererek Ali Bey ile mutlaka görüşmek istediğini bildirmiştir. Dulkadiroğlu Ali Bey, elçiye, Yavuz’la ancak şehzadelerinden birini Türkmenlere tutu gönderilişe görüşebileceğini söylemiştir. Şehzadelerinden birini Türkmen çadırına tutu gönderen Yavuz, otağına davet ettiği Ali Beyden isteklerinin neler olduğunu sormuş, Ali Bey, Osmanlı yöneticilerin Türkmen halka iyi davranmadıklarını hatta Türkmenlerin yaşadığı bölgelere Arap, Kürt, Çerkez aşiretlerini getirip yerleştirdiklerini ayrıca hayvanlarının otladığı yaylaları bu aşiretlere vererek kendilerini zor durumda bıraktıklarını söylemiştir.

Ali Beyi dinleyen Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden sonra bu isteklerinin mutlaka yerine getirileceğini belirtmiş, ayrıca Türkmenlerin Mısır seferine katılmalarını istemiştir. Ozan Dadaloğlu, yıllar sonra bu olayı bir dörtlüğünde şöyle dile getirmiştir:

Koca Payas bu oyunu çok gördü
Yedi dağ üstüne ordusun kurdu
Yavuz Sultan Selim korkup da verdi
Bey baban zorunan aldı tuğları

Padişahtan söz alan Ali Bey, Yavuz’a “Padişahım, sözünüzü senet kabul ediyorum. Şehzadeniz bizim göçer çadır hayatına dayanamaz. Onu size geri gönderiyorum, ben de çöl şartlarına oldukça dayanıklı 5000 atlı askerimle Mısır seferine katılarak Sina çölünü geçmenize yardımcı olmayı kabul ediyorum, yalnız sizden bir isteğim olacak, vaktiyle Osmanoğullarına büyük sadakat gösteren babam Şehsüvar Beyi Memluklular Zamantı kalesinde kuşatmış Mısır’a götürerek Kahire’deki Züveyle kapısında Ağustos 1472’de asmışlardı. Kahire’ye girdiğimizde Memluklu Sultanı Tomanbay’ı ben de aynı yerde kendi ellerimle asarak babamın intikamını almak istiyorum” demiştir.

Ordusundaki komutanlar ve vezirlerin geri dönme fikirlerine karşı, Ali Beyin mutlaka Kahire’ye yürünmesi fikrini benimseyen Yavuz, Türkmen Ali Beye bağlı atlı askerlerin öncülüğünde tarihte hiçbir ordunun geçmeyi başaramadığı çölleri geçip Mısır Memluklu devletini ortadan kaldırmıştır. Kahire’nin anahtarlarını altın tabak içinde kendisine sunan bir dilberin olağanüstü güzelliğine hayran kalan Yavuz, şu ünlü şiirini söylemekten kendini alamamıştır.

Şîrler bile pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek.
Arslanlar bile yumruğumdan korkup titrerken
Beni bir âhû gözlü karşısında zayıf düşürdü felek.

Mısır seferi sırasında vezirlerinden ziyade Ali Beyin savaş taktiklerini kabul eden Yavuz, Kahire’ye girdiğinde Memluklu Sultanı II. Tomanbay’ı Dulkadiroğlu Ali Beye teslim etmiş, Ali Bey de 13 Nisan 1517’de Tomanbay’ı babasının idam edildiği Züveyle kapısında kendi elleriyle asarak babasının intikamını almıştır.

Ali Bey 1519’daki Celali isyanları başta olmak üzere Anadolu’da başgösteren bir çok isyanın bastırılmasında önemli katkıları olmasına rağmen her Türkmen gibi o da Osmanlı idarecilerinin ihanetinden ne yazık ki kurtulamamıştır. Şam valisi Canberdi Gazali isyanını bastıran Ali Beyin başarıları, Ferhat Paşanın kıskançlığı ve hasedine neden olmuş. Çoluk çocuğuyla Tokat’a davet edilmesini kuşkuyla karşılayan yakınlarına Ali Bey, “Benim Osmanlı’dan ne alıp veremediğim var, ömür boyu onlara hizmet ettim.” deyip ikazlara kulak asmamıştır. Devrin padişahı Kanuni’den ferman elde eden hain Ferhat Paşa, bir bahaneyle Tokat’a davet ettiği Ali Beyi Sarı-Arslan, Divane Veled, Üveys ve Kadem Can adlı oğullarıyla birlikte 1522 yılında Tokat Artova’da öldürttü. Bununla da yetinmeyen Ferhat Paşa, Ali Beyin yakınlarını topyekün kılıçtan geçirdikten sonra mallarını müsadere etti.

Değirmen döner bildirmez
Çıngı düşer bildirmez
Kalleş siner bildirmez
Düşman güler bildirmez.

Dalmaçyalı bir Hırvat devşirmesi ve padişahın eniştesi olan Ferhat Paşa, altı yüz Anadolu masum Türk’ünün kanına girmiş, bu insanlarda gasbettiği mal ve servetinin yanı sıra halka yaptığı zulümler ayyuka çıktığından, Edirne’ye çağrılarak idam edilmiştir. Ali Bey’in uğradığı bu ihanete bütün Türkmenler gibi Kırşehir’li Ozan Kara Mıstıl da çok üzülmüştür. Ozan, üzüntüsünü şiirinde böyle dile getirmiştir.

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments