in

Safure’nin Ağıdı Türküsünün Hikayesi

Taşkale kasabasında kadınlar def eşliğinde türküler söyler. Bize en büyük kaynaklık edenlerden biri olan teyzem Şerife Kitabalan diğer pek çok türkü gibi “Safra’m” ağıtında da bize en çok yol gösteren kişi oldu. Teyzem köyümüzün düğünlerinde iyi çalıp, söyleyen 68 yaşında bir ev kadınıdır. Aynı zamanda teyzemin kocası Safure’nin köyü olan Büyükkoraş, Divaz köylerine sık sık gidip gelen ve onlarla yakın ilişkileri olan biridir. Koraşlılar ve Divazlılar Taşkale’ye geldiği zaman teyzemlerde kalırlardı. Bu nedenle teyzemin kaynaklığı bize uygundu.

Safra’m türküsünün Divaz Köyünde olması dışında detaylı hiçbir bilgimiz yoktu. Safra’m türküsü, sözleri ve müziğiyle bende büyük bir etki bırakması sebebiyle, hikayesini araştırmaya karar verdim. Safram ağıdı, Safure’nin yeğeni Fatma Yeşiltaş’ın bize aktardığına göre Safure’nin annesinin isteği üzerine “Kara Fatma” adlı bir kadın tarafından yakılmıştır. Söz ve müziğini 1988’de derlediğimiz kişi ise teyzem Şerife Kitabalan’dır. Sözleri ve müziğini teyzemin söylediği şekliyle derleyerek notaya aldık.

Türkü hikâyesinin derlenmesi için teyzemden öğrendiklerimizden sonra, 26 Ekim 2008 Pazar günü, Ayrancı Kavaközü Köyü’nden Mustafa Kayacık ve Divaz ve Büyükkoraş Köyü’nde tanıdığı dostları olan abim Bahri Sunaoğlu ile Kavaközü, Büyükkoraş ve Divaz’a doğru yola koyulduk. Bu köyler Karaman’a 70–80 km uzaklıktadır. İlk olarak Kavaközün’de Safure’nin abisi Yahya Erdoğan’ın oğlu, Safure’nin yeğeni Kadir Erdoğan’la görüştük. “Safra’m” türküsünün halasına yazıldığını ve olayın kendisi bir buçuk yaşındayken gerçekleştiğini naklediyor. Fakat Büyükkoraş’taki ablasının kendisinden 12 yaş büyük olduğunu ve olayı daha iyi bildiğini belirterek bizi ona yönlendiriyor. Biz de Büyükkoraş’a gittik ve ilk olarak Safra’nın diğer yeğeni Fatma Yeşiltaş (1936) ile görüştük.

Olay, Karaman’ın Ayrancı, Divaz Köyü’nde gerçekleşir. Divaz’da olay biliniyor fakat ağıtı melodi olarak söyleyen, bilen kimseye rastlamadık. Bu ağıtı günümüze Taşkaleliler taşıyor.

Safure’nin yeğeni Fatma Yeşiltaş’tan öğrendiklerimize göre Safure dayısının oğlu Hüseyin (Hicri 1340, Miladi 1924 doğumlu) ile evlenir. Hüseyin güçlü kuvvetli bir yiğit, Safure selvi boylu alımlı güzel bir kadındır. Aralarında hiçbir sorun yoktur, birbirlerine çok yakışmışlardır. Safure kocasını öyle bir sever ki kadınların içinde toplulukta “Sağ olsun da sallansın, kırklıların içinde mor bıyıklı Hüseyin’im” der. Hüseyin’im dediği zaman ağzından bir Hüseyin daha çıkar. Fakat sonlarının böyle olacağı kimsenin aklına gelmez. Hüseyin 1942’de askere gider, 4 yıl gelmez askerden. Güçlü kuvvetli bir yiğit olduğundan askerde ona ağır cephane sandıkları taşıtırlar. Bu yüzden askerde sakatlanarak geri döner, gücünü kuvvetini kaybeder. Çevrede bir dedikodu başlar. “Safure artık Hüseyin’e dönüp bakmaz onunla şöyle yapar, bununla böyle yapar” diyerek. Geçimleri bozulur. Hüseyin’in kalbine fesat girer. Çok sevdiği Safure’sini gözü görmez artık. Askerden geleli altı ay olmamıştır. Safure’yi öldürmek istediğini birilerine anlatır. Bir gün yatağının altına tokuç koyduğunu ama ona vuramadığını, başka bir gün satır koyduğunu ve yine ona vuramadığını söyler. Safure bunu duyar babası Mustafa’ya söyler, babası kızar. “Öyle şey mi olur” der. Hatta Safra’yı döverek evine geri gönderir. Hüseyin’in Safra’yı öldürecek gücü de yoktur. Safra güçlü kuvvetli kadındır. Kış bitip baharın yeni başladığı bir cuma günü Hüseyin cami çıkışında akrabaları olan Hasan ve Halil İbrahim’e para karşılığı Safure’yi öldürmelerini söyler. Onlar da kabul eder. 10 Nisan 1948 akşamı Safure uyurken baltayla kafası ve boynuna darbeler indirirler. Odanın duvarlarına Safure’nin kanları fışkırır. Safure öldürüldüğünde ömrünün baharında daha 22 yaşında taze bir fidandır. Hüseyin çıkar: “Safure’yi kestim!” der. Duyanlar inanmaz, “Safure Hüseyin’i kesmiştir” derler. Acı haber tez duyulur. Cesedi otopsi için altı gün bekletilir. Köy bekçisi kapıda altı gün nöbet tutar. O zaman mevsim nedeniyle yolların kapalı olması nedeniyle altı gün bekletilir. Safure’nin kafası ve boynunda 12 adet balta darbesi tespit edilir. Hatta saçlarının baltaya kanla donup kaldığını köyün yaşlıları söylüyorlar. Fatma teyze halasının hikâyesini anlatırken öyle bir anlatıyor ki dün olmuş gibi hem etkileniyor, yüreği yanıyor hem yüreğimizi yakıyor. Safure’nin acısına ablası Ümmü dayanamaz 6 ay sonra o da ölür. Safure’nin annesi yanar yakınır dayanamaz Safure’nin acısına. Kara Fatma adında bir abdal kadınına benim Safure’me bir ağıt yak der. Kara Fatma da bu dizeleri döktürür.

Safra’nın çocuğu olmaz, geriye tek kardeşi olan abisi Yahya Erdoğan’dan Fatma, Kadir ve Ümmü adında üç yeğeni kalır. Safure’nin zalim Hüseyin’i de çok geçmeden, 24 Kasım 1951 tarihinde ölür.

Böylesine acıklı bir öyküsü olan, güzelliğiyle dillere destan Safure gider, ağıdı kalır.

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments