in

Savran Yusuf’a Ağıt Türküsünün Hikayesi

Kırşehir merkeze bağlı Sıdıklı köyleri, eskiden iyi deve besleyip kervancılık yaparlardı. Eşkıyalığın kol gezdiği yıllarda bölgede türeyen iki eşkıya, bu köylerden çaldıkları bir katar deveyi Eğri Bucak denilen Kızılırmağın kenarına çekip getirmiş, kendilerine bağlı adamları vasıtasıyla el altından satmaya çalışıyorlardı.

Çalman develerinin Güzler, Kocabey yakınlarındaki Eğri Bucak’ta olduğu haberini alan Sarban Yusuf, gelip eşkıyalardan develerini istemiş; red cevabı alınca da durumu Kırşehir’deki hükümet yetkililerine bildireceğini söylemiştir. Olayın jandarmaya duyulmasını istemeyen eşkıyalar, Savran Yusuf’u Kızılırmağın azgın suyuna atıp öldürmüşler, develeri de gizlice çekip götürmüşler.

Savran Yusuf’un ölüsünü ırmak bir müddet sonra kenara çalmış, o sırada bölgede koyun otlatan bir çoban, ölüsünü görüp köylülere haber vermiş, köylüler de olayı Kırşehir’deki yetkililere bildirmiştir. Eşkıyalardan korkan yöre halkı soruşturmayı yürüten hükümet kuvvetlerine yardımcı olmadığı için olayın failleri bulunamamış. Yetkililer de ölen Sarban Yusuf’un cenazesini ailesine teslim etmiştir.

Katarıyla devesi çalınıp kendisi öldürülen Savran Yusuf’un acı ölümüne ailesi çok üzülmüş, günlerce göz yaşı döküp ağıtlar yakmıştır. Bu konuda söylenen ağıdın bilinen mısraları şöyledir:

Puhuru çifte hörgüçlü
Konağı kara kerpiçli
Evvelki gün uyumamış
Rüyası karalı düşlü

Kuşağı ipek sırmadan
Kara bıyığı burmadan
Kervanı yedili beşli
Yükünü tutmuş hurmadan

Boz mayası katar katar
Yükünü kutnudan tutar
Ünü böyük Sarban Yusuf
Yılgına dolanmış yatar

Yıllar önce Mucur, Aydoğmuş köyünden bir ağanın iki devesi çalınır. Devesini aramak için yollara düşen ağanın yolu birgün bir köye düşer ve bir evin kapısını çalar, misafir olur. Evin sahibi yaşlı kadın ağaya bir sofra hazırlar, ağa yemeği yerken, kadın ağaya nerden gelip nereye gittiğini sorar. Ağa, çalınan develerini aradığını söyler. Develeri ise kadının karşı çıkmasına rağmen oğulları çalmıştır. Satıp parasıyla un almışlardır. Yaşlı kadın durumu anlar, fakat elinden birşey gelmez. Ağaya şu anlamlı dörtlüğü söyler:

Neler geldi neler geçti felekte
Deve un oldu da geçti elekte
Ak bilekli kızlar hamur yoğurdu
Şimdi ekmek oldu tahta külekte

Comments

Bir cevap yazın

Loading…

0

Comments

0 comments